Contemporary İstanbul 2016

03.11.2016 / 06.11.2016

Art On İstanbul, 3-6 Kasım 2016 tarihleri arasında bu yıl 11. edisyonu gerçekleşecek olan Contemporary Istanbul’a yeniden katılıyor. Bu kapsamda oluşturulacak sergide, galerinin temsil ettiği sanatçılardan Hüseyin Aksoylu, Ahmet Çerkez, Erdal İnci, Ege Kanar, Olcay Kuş, Onur Mansız, Erman Özbaşaran, Nilhan Sesalan, Evren Sungur, Olgu Ülkenciler ve Sencer Vardarman’ın eserleri yer alıyor. Sergilediği sanatçılardan ise Canan Dağdelen, Horasan ve Ozan Türkkan’ın işleri de izleyicilerle buluşuyor.

Art On İstanbul, sezon açılışını, 8 Ekim–19 Kasım 2016 tarihleri arasında Horasan’ın “yüzü” merkeze alan parçalı figüratif resimlerinin yanında 20 yıllık üretiminden seçilen 24 parçalık bir portre yerleştirmesinin görüleceği “Yüz Her Şeydir” isimli sergisiyle yapıyor. Horasan’ın kâğıt yüzeyler ve tuval üzerine çalışmalarının bir arada görülebileceği sergide, sanatçı insan duygularının gözlemlenebildiği yüze dair ifadelerin temsilinden hareket ederek bir tema oluşturuyor. Bu bağlamda sanatçının bir araya getirdiği kâğıt işler ve tuval çalışmaları, yüz ifadelerinin merkezde olduğu bir biçimde “anlatılar” oluşturuyor. Contemporary Istanbul ile eş zamanlı gerçekleştirilen serginin eserlerinden bir kısmı fuarda da izlenebiliyor.

Ahmet Çerkez’in çalışmalarında yüzeylerin en saf ve sade ifade biçimiyle izleyiciyle buluştuğu görülüyor. Yüzeylerin üzerindeki figüratif baskılar, bir yandan izleyiciyle iletişim kuran dışa vurumcu bir yapıyı işaret ederken bir yandan da sanatçının özgür ifade biçimini ortaya koyuyor. Baskılarda yer alan nesneler/varlıklar asıl anlamlarını (kendilerine has özelliklerini) yitirerek soyut bir nitelik kazanıyor.

Erman Özbaşaran, çalışmalarında kentselleşme ve sonucunda ortaya çıkan kentsel estetiği sorguluyor. Kentteki yıkım ve yeniden inşa sürecini farklı mecralar ve biçimler aracılığıyla eserlerine yansıtıyor. Sanatçı çoğunlukla tuval üzerine fotoğraf uygulamalarının da bulunduğu karışık teknik çalışmalarına yöneliyor; CI’da sergilenecek Manzara isimli eserinde tuval üzerine uygulanan yüzlerce sigara kâğıdına tek tek yaptığı mürekkep desenleri birleştirerek bir resim oluşturuyor ve izleyiciyi yapay bir deniz manzarasıyla karşı karşıya bırakıyor.

Aynı atölyeyi paylaşan Ahmet Çerkez ve Erman Özbaşaran’ın ortaklaşa ürettikleri “Metabolit“ serisine eklenen, ismi Türk ve Altay mitolojilerinde çoğunlukla kötücül varlıkları betimleyen KER, CI’da sergilenecek eserler arasında yer alıyor. Eser, özgün formuyla izleyiciyi kendi iç dünyasıyla yüzleştirirken aynı zamanda dış dünyaya karşı bir nevi kalkan görevi gören anıtsal bir yapıyı çağrıştırıyor. KER, yeni ve atık metal malzemelerin bir araya getirilerek sıcak soğuk demir dövme tekniğiyle yepyeni bir yapıya dönüştürülmesinden oluşuyor.

Olgu Ülkenciler’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” serisi, modern dönemin gündelik yaşamına eklenen son dönemlerde önemle artış gösteren toplumsal kargaşaların arasında kalmış bireylerin maskemsi portrelerinden oluşuyor. Sanatçının soyut portrelerinde, kaosla kusursuz düzenin arasında kalmış bireylerin, ilk bakışta sezilebilen karmaşık ruh hali ile gözlerindeki ifade aslında bir nevi insanın iyileşme süreci için vazgeçilmez olan umudu işaret ediyor. İşlerinde farklı mecraları deneyimlemekten haz duyan sanatçı, bu seride kâğıt üzerine kolaj ve akrilik boya ile çalışıyor. Eserler, bir yandan birbirini yenileyen motiflerle konstrüktivist mimari öğeleri içinde barındırırken bir yandan da renk ve kompozisyonlarında Art Deco temasını çağrıştırıyor.

Olcay Kuş, toplum ve medyadan beslenen, jest ve beden dilinin eril hâkimiyeti üzerine yoğunlaşmaya devam ediyor. Sanatçı son serisinde, futbol maçları, spor programları ve spor dergilerinden esinlenen bir tema üzerinden giderek bu “beden dilini” alaycı bir edayla yapıtlarında ifade ediyor. Olcay Kuş, çerçeveli cam arkası şablon, tuval, kolaj, baskı ve desen gibi geleneksel malzeme ve tekniklerin yanı sıra sokak sanatıyla doğrudan ilişkili sprey boya, stencil ve şablon kullanarak özgün yaklaşımını ortaya koyuyor.

Evren Sungur, çalışmalarında temel olarak insanı konu ederken, insanoğlunun doğasını, evrimini, varoluşunu ve medeniyetini sorguluyor. Sanatçı, çoğunlukla büyük boyut tuval üzerine yağlı boya uygulayarak oluşturduğu özgün kompozisyonlarındaki zaman, mekân, biçim ve renk ahengi ile tarihi, mimariyi, heykeli ve resmi özdeşleştirerek medeniyeti resmeder. Medeniyeti; insanın davranışsal özellikleri, aklı ile içgüdüleri arasındaki çift karakterliliği, toplumsal düzeni belirleyici kadın-erkek ilişkileri, kuşaklararası rekabet ve kültürel/siyasal geçmiş ile bağdaştırır.

Hüseyin Aksoylu, eserlerinde insanların bilgi birikimleriyle yarattıkları anlamları, objeler ve kurgulanmış manzaralar üzerinden nasıl deneyimlediklerini sorguluyor. Dijital illüstrasyonları anımsatan eserlerinde, tuvale aktarılan hikâyelerin ana temalarını günlük nesneler oluştururken, eserlerin bütünlüğünde gözlemlenen diriliş ve yıkılış hikâyeleri, mekanikleşme, mekanikleşmenin getirdiği rutin ve rutinin içinden ayrışan devinim kusursuz figürlerle somutlaştırılıyor. Sanatçı, bu mekanizmanın doğurduğu “hayal kırıklığı” ve “hata yapma kaygısından” uzaklaşarak kendi “fark edişleri” ve “vazgeçişlerini” konu alıyor.

Onur Mansız, hiperrealist tuval üzerine yağlı boya portre çalışmalarıyla izleyicileri yeniden bir duygu yoğunluğuna sürüklerken, bireyin iç ve dış dünyasındaki karmaşaları gözler önüne seriyor. Hayal dünyasıyla gerçekliğin arasına sıkışan bireyler, bakışlarıyla izleyiciyi kendi gerçekliklerinde yolculuğa çıkarıyor. Kompozisyonlarındaki ışık ve ışık açılarının kullanımı atmosfere bambaşka bir anlam kazandırırken figürler, üzerine yansıyan leke motiflerini daha da belirgin kılıyor. Bu lekeler aynı zamanda bireylerin iç dünyalarındaki çatışmaların ve psikolojik derinliklerinin bir yansıması olarak figürlerin cildini kaplıyor.

Ege Kanar, çalışmalarında fotoğraf medyumunun ontolojik imkânlarına, anlam üretme biçimlerine ve fotografik görüntülerin zaman, mekân, cismanilik, dizinsellik ve bellek gibi çeşitli kavramlarla olan ilişkisine odaklanıyor. Kanar, bu görüntülerin yanıltıcı geçirgenliğini kişisel pratiği için bir çıkış noktası olarak konumlandırıyor. Sanatçı, astronomi, biyoloji, jeoloji, arkeoloji ya da antropoloji gibi çeşitli bilimsel disiplinlerin veya aile, devlet ve resmi kurumlar gibi çeşitli iktidar merkezlerinin kendi söylemlerini oluştururken kullandıkları fotoğraf geleneklerine referanslar oluşturarak çalışıyor. Ege Kanar’ın kurguladığı küçük araştırmalar içerisinde, biyografik fotoğraflar, buluntu ya da arşivsel görüntüler, foto-nesneler, metin parçaları, ses ve video kayıtları gibi çeşitli malzemelerden yararlanarak kendi içinde bağlantılı fakat sıçramalara açık bir görsel dil oluşturmayı deniyor.

Art On İstanbul, Erdal İnci ve Ozan Türkkan’ın eserleriyle fuarın “Plugin” bölümünün de bir parçası oluyor.

Çalışmaları deneysel medya ve dijital sanat üzerine yoğunlaşan Ozan Türkkan’ın, dış uyarılara tepki vererek kendi “dinamik” davranış biçimini geliştiren interaktif enstalasyonu Fractal Memory Contemporary Istanbul 2016’da yer alıyor. Enstalasyon, bir kristal küpe yerleştirilmiş, nöron benzeri bir yapıda LED ışık kordonları ve 19 nükleus (ışık küreleri) ile bu nükleusların içine yerleştirilmiş 19 Arduino’dan oluşuyor. İzleyicinin nükleusa (veya nükleuslara) dokunuşuyla harekete geçen enstalasyon, etkileşime geçildiğinde veri akışını tetikliyor ve Arduino’lar tarafından işletilen kod ile bu akış her bir nükleusta random olarak devam ediyor. Böylece eser etkileşimde bulundukça yaşayan ‘bağımsız’ bir organizmaya dönüşerek, bu data akışıyla her anında farklı bir ses ve ışık kompozisyonu meydana getiriyor.

Sokak sanatı, fotoğraf, video ve dijital sanat gibi çeşitli medyumlarla kendisini ifade eden Erdal İnci, hareket, zaman, ritim ve tekrar gibi kavramlar üzerinden giderek hipnotik nitelikte eserler üretiyor. Sanatçı, Topkapı Sarayı eserinde, gücün bir simgesi olan tarihi anıtın farklı açılardan çekilen yüzlerce dış cephe ve iç mekân fotoğraflarını, arkeoloji ve mimari gibi alanlarda kullanılan fotogrametri tekniğini kullanarak, 3 boyutlu dijital modellere çeviriyor. İnci, bu sayede oluşturduğu video için tasarladığı kompozisyonu gün ışığı simülasyonu uygulayarak izleyiciyi görkemli ve masalsı bir yapıyla karşı karşıya bırakıyor.

Sencer Vardarman’ın çalışmaları, uzun araştırmalar ve arşivleme sonucunda üretilen serilerden oluşmaktadır. “Wounded Ground” serisi kapsamında antroposen üzerine çalışmalarına devam eden sanatçı, açık madenler ve kirlettikleri alanlar üzerinde çalışıyor. Eserler, insanlara fiziksel ve sosyal açıdan zarar veren madenler üzerine yapılan bir araştırma sonucunda derlenmiş maden ocaklarının yüz bin adede yakın uzay fotoğraflarının sanatçı tarafından bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan kolajlardan oluşuyor. Sanatçı, çevre felaketlerinin yeryüzüne ve ekosisteme verdiği zararları izleyiciye “güzelleştirilmiş” soyut resim estetiğinde sunuyor.

Fikirlerini gerçekleştirirken taş, ahşap, polyester, metal gibi her çeşit malzemeyi ustalıkla kullanan Heykeltıraş Nilhan Sesalan’ın, Japonya’dan Arjantin’e Hindistan’dan Finlandiya’ya dünyanın farklı coğrafyalarında heykelleri vardır. “Abstract lyric” olarak tanımlanan yapıtlarını üretirken zaman zaman zihninde beliren sözcükler şiire benzer ve heykellerine eşlik ederler. Sofistike üslubu hayatın her yönünden ilham alır ve arkeoloji, doğa, mimari ve tarihten referanslar içerir. 2017 Eylül ayında Art On İstanbul`da kişisel sergisine hazırlanan Sesalan, Contemporary İstanbul’da Ormanda Bir Gece ve Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar adlı yapıtlarıyla izleyiciyle buluşuyor.